E-ISSN 2587-0610

Quick Search




Laparosc Endosc Surg Sci : 25 (1)

Volume: 25  Issue: 1 - 2018

RESEARCH ARTICLE
1.Our experiences with laparoscopic transperitoneal adrenalectomy
Mustafa Girgin, Ferhat Çay
doi: 10.14744/less.2018.60362  Pages 1 - 4
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı; Kliniğimizde yapmış olduğumuz Laparoskopik Transperitoneal Adrenalektomi vakalarının sonuçlarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2010 ile Eylül 2017 yılları arasında 51 hastaya laparoskopik transperitoneal adrenalektomi uygulandı.
BULGULAR: 51 vakanın ortalama yaşı 53.81±14,006 (31-76) yıl idi. 18 (%35) olgu erkek, 33 (%65) olgu kadındı. 30 vakada sağ (%59), 21 vakada sol(%41) adrenelektomi uygulandı. Bütün hastalara laparoskopik transperitoneal yaklaşımla operasyon yapıldı. 4 hastamızda perop kanama gerçekleşti ve hemostaz sağlandı. Hiçbir hastada açık operasyona geçilmedi. Postop transfüzyon gerektirecek kanama veya başka bir majör komplikasyon gelişmedi. Operasyon süresi ortalama 102.8±21,6 (50-170) dakika idi. Patoloji spesmeni esas alınmak üzere tümör boyutu ortalama 3,8±2,6 (2-12) cm idi. Hastanede kalış süresi ortalama 2,61±0,8 (2-6) gün idi. Vakaların patoloji sonuçları; 17 olguda surrenal adenom, 13 olguda adrenal kortikal adenom, 8 olguda feokromasitoma, 4 olguda adrenal kortikal neoplazm, 4 olguda adrenal psödokist, 3 olguda adrenal nodüler hiperplazi, 1 olguda maling onkositom, 1 olguda ise myelolipomatöz metastaz odakları içeren adrenal kortikal neoplazm saptandı
TARTIŞMA ve SONUÇ: Transperitoneal laparoskopik adrenalektomi için; yeterli teknik donanım, tecrübe ve bilgi mevcut ise; adrenal kitlelerin tedavisinde güvenli ve etkin bir tedavi yöntem olduğu kanaatindeyiz.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the outcomes of laparoscopic transperitoneal adrenalectomy cases from our clinic.
METHODS: Laparoscopic transperitoneal adrenalectomy was performed on 51 patients between January 2010 and September 2017.
RESULTS: The mean age of the 51 patients was 53.81±14.006 years (range: 31–76 years). Of the total, 18 (35%) were male and 33 (65%) were female. A right adrenalectomy was performed in 30 cases (59%) and a left adrenalectomy in 21 cases (41%). All of the patients were operated on with a laparoscopic transperitoneal approach. Four patients experienced peroperative hemorrhage; however, hemostasis was achieved. There was no conversion to an open procedure in any of the patients. No hemorrhage requiring transfusion or other major complications developed postoperatively. The mean duration of the operation was 102.8±21.6 minutes (range: 50–170 minutes). The mean tumor size was 3.8±2.6 cm (range: 2–12 cm) based on pathology specimens. The mean duration of hospital stay was 2.61±0.8 days (range: 2–6 days).The pathology results of the cases revealed surrenal adenomas in 17 cases, adrenal cortical adenomas in 13 cases, pheochromocytoma in 8 cases, adrenal cortical neoplasms in 4 cases, adrenal pseudocysts in 4 cases, adrenal nodular hyperplasia in 3 cases, malignant oncocytoma in 1 case, and an adrenal cortical neoplasm containing metastasis foci in 1 case.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We believe that transperitoneal laparoscopic adrenalectomy is a safe and effective method for the treatment of adrenal masses if the adequate technical equipment, experience, and knowledge are present.

2.Appendectomy with a single incision laparoscopic surgery port made from a plastic bottle
Burhan Hakan Kanat, Ferhat Çay, Abdullah Böyük, Mustafa Girgin, Bekir Güneş, Yavuz Selim Ilhan
doi: 10.14744/less.2018.79553  Pages 5 - 8
GİRİŞ ve AMAÇ: Minimal invaziv cerrahi her ne kadar hastalara çok büyük avantajlar sunsa da, teknolojiye bağımlı olması, kolay ulaşılabilir olmaması ve daha pahalı olması gibi dezavantajlara sahiptir. Minimal invaziv cerrahi uygulanmak üzere tek porttan Laparoskopik apendektomi gerçekleştirmek üzere basit ve ucuz olan yeni tekniğimizi sunmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak - Kasım 2017 tarihleri arasında plastik şişe ağzı ve eldiven kullanılarak tek port laparoskopik apendektomi uygulanan 6 hastanın verileri geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 22.5±2.73 yıl (19-27) olup üç hasta erkek (%50) ve üç hasta kadın (%50) idi. Ortalama ameliyat süresi 61.8 ± 5.52 dakika (53-68) idi. İki hastada (%33.3) yeterli manüpilasyon sağlanamadığı için ek port gereksinimi oldu ve bu hastaların bir tanesine laparatomi (%16.6) yapıldı. Bir hastada görülen yara yeri enfeksiyonu dışında bir komplikasyon izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tek porttan minimal invaziv Laparoskopik cerrahi başarı ile uygulanmakta olan ancak henüz altın standart haline gelmemiş,uzun sayılabilecek öğrenme eğrisine sahip, mali açıdan ve teknik açıdan ulaşması zor yöntemlerdir. Aynı prensibin kullanıldığı daha basit ve ucuz yöntemler, tecrübeli ellerde olmak şartıyla başarı ile uygulanabilir.
INTRODUCTION: Although minimally invasive surgery offers great advantages to patients, it has certain disadvantages, such as dependence on technology, it is not always easily accessible, and greater expense. The aim of this study was to present a simple and inexpensive new technique for performing the minimally invasive surgery of a single-port laparoscopic appendectomy.
METHODS: The data of 6 patients who underwent single-port laparoscopic appendectomy using the mouth of a plastic bottle and a glove between January and November 2017 were evaluated retrospectively.
RESULTS: The mean age of the patients was 22.5±2.73 years (range: 19–27 years). Three patients were male (50%) and 3 patients were female (50%). The mean duration of the operation was 61.8±5.52 minutes (range: 53–68 minutes). Two patients (33.3%) needed an additional port because manipulation could not be achieved and a laparotomy was performed on 1 (16.6%) of these patients. There were no complications except for a wound site infection in 1 patient.
DISCUSSION AND CONCLUSION: While minimally invasive single-port laparoscopic surgery is successfully performed, it is a method that has not yet become the gold standard, has a fairly long learning curve, and is difficult to access due to financial and technical reasons. Simpler and cheaper methods using the same principle can be applied successfully, provided that they are performed by experienced hands.

3.Repair of laparoscopic inguinal and femoral hernia
Turgut Anuk, Servet Rüştü Karahan
doi: 10.14744/less.2018.55477  Pages 9 - 12
GİRİŞ ve AMAÇ: İnguino-femoral bölge fıtıkları, genel cerrahi kliniklerinde en sık uygulanan cerrahi hastalıklardandır. Olası komplikasyonları ve morbidite oranlarını azaltmak amacıyla günümüzde birçok merkez, laparoskopik herni onarımlarını giderek artan oranlarında tercih etmektedir. Çalışmamızda, inguinal ve femoral herni onarımda Laparoskopik Total Ekstraperitoneal (TEPP) ve Transabdominal Preperitoneal (TAPP) tekniği uygulanarak opere ettiğimiz hastalarımızın sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Genel cerrahi polikliniğine, Ocak 2000 - Mayıs 2002 tarihleri arasında inguinal ve femoral bölgede ağrı ve şişlik şikayeti ile başvurarak, inguino-femoral herni tanısı alıp, elektif şartlarda TEPP ve TAPP onarımı uygulanan 56 hastanın dosyası retrospektif incelendi. Hastalar; yaş, cinsiyet, herni tipi, komorbid faktörler, operasyon süreleri, hastanede kalış süreleri, aktif iş hayatına başlama süresi, postoperatif erken ve geç dönem komplikasyonlar ve nüks açısından değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş için ortanca değeri 45.5 (17-73) olup, erkek/kadın oranı 4,6 olarak görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen 56 inguinal ve femoral herni hastasının 53’üne TEPP tekniği, 3’üne de TAPP tekniği uygulanmıştır. Hastaların 8’inde bilateral inguinal hernisi mevcuttu. Hastalarımızın ortanca takip süresi 12 (2-24) ay olup bu süre içinde nüks saptanmamıştır.TEPP tekniği uygulanan 53 hastanın 5’inde, TAPP tekniği uygulanan 3 hastanın 2’sinde erken dönem komplikasyon görülmüştür. İki grupta da bir hastada yüzeyel cilt enfeksiyonu saptanmıştır. TAPP tekniği uygulanan 1 hastada erken dönemde cilt altı hematom gözlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda TEPP ve TAPP teknikleri uygulanan hastalarda postoperatif erken dönemde minor komplikasyonlar saptanmış olup, major komplikasyonlara herhangi birinde rastlanmamıştır. Erken dönem komplikasyonlar medikal yöntemle ile tedavi edilmiştir. Takip süresi kısa olmasına rağmen nüks saptanmamıştır.
INTRODUCTION: Inguinofemoral hernia is one of diseases which are the most frequently treated in general surgery clinics. In order to decrease the risk of possible complications and the ratio of morbidity, an increasing number of centers now prefer laparoscopic hernia repairs. The aim of this study was to evaluate the results of patients operated on with the laparoscopic total extraperitoneal (TEP) and transabdominal preperitoneal (TAPP) techniques in the repair of inguinal and femoral hernia.
METHODS: The files of 56 patients who were diagnosed with inguinofemoral hernia at the polyclinic of general surgery between January 2000 and May 2002 with the complaints of pain and swelling in the inguinal and femoral area and for whom TEP and TAPP repairs were performed in elective circumstances were reviewed retrospectively. The patients were evaluated in terms of age, gender, type of hernia, comorbid factors, duration of the operation, duration of hospitalization, duration of active labor, postoperative early and late complications, and recurrence.
RESULTS: The median age of the patients included in this study was 45.5 years (range: 17–73 years) and the male/female ratio was 4.6. The TEP technique was used in 53 of the 56 patients with inguinofemoral hernia and TAPP was used in 3 cases. Eight patients had a bilateral inguinal hernia. The average duration of follow-up of the patients was 12 months (range: 2–24 months) and there was no instance of recurrence observed in this period. An early complication was seen in 5 of the 53 TEP patients and 2 of the 3 TAPP patients. A superficial skin infection was seen in 1 patient in each group. A subcutaneous hematoma was observed in the early period in 1 TAPP patient.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, minor complications occurred in the early postoperative period in patients who were operated on with both the TEP and TAPP techniques, but no major complication was seen in any patient. The early complications were treated medically. Although the follow-up duration was short, no recurrence was determined.

4.Laparoscopic cholecystectomy in patients with a cardiovascular implantable electronic device: A single-center experience
Durmuş Ali Çetin, Hüseyin Çiyiltepe, Ebubekir Gündeş, Ulaş Aday, Emre Bozdağ, Orhan Uzun, Kamuran Cumhur Değer, Mustafa Duman
doi: 10.14744/less.2018.02411  Pages 13 - 17
GİRİŞ ve AMAÇ: Çeşitli kalp hastalığı nedeniyle kardiyak ritim bozukluğu olan ve kardiyovasküler implante edilebilir elektronik cihaz (CIED) takılı olan hastalarda laparoskopik kolesistektominin (LK) perioperatif alınacak tedbirler ile güvenle yapılabilirliğini araştırmak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2012-Aralık 2016 tarihleri arasında CIED mevcut olan ve LK uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik, klinik ve perioperative sonuçları değerlendirildi.
BULGULAR: Ocak 2012-Aralık 2016 tarihleri arasında XXXX toplam 467 hastaya LK uygulandı. Sekiz (0.017%) hastada CIED mevcuttu. Hastaların 1’i (12.5%) erkek, 7’si (87.5%) kadındı ve yaş ortalaması 53.2 (28-82 yaş) idi. Hastaların tümü semptomatik kolelitiyazis nedeniyle opera edildi. Beş hastanın pacemaker tipi Dual-chamber rate-modulated pacing (DDDR), 3 hastanın ise implante edilebilir kardiyoverter/defibrilatörler (ICD) idi. Hiçbir hastada perioperative dönemde beklenmedik kardiyak komplikasyon görülmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Deneyimli merkezlerde doğru perioperative yönetimle CIED mevcut olan hastalarda LK’nin güvenle yapılabileceği kanaatindeyiz.
INTRODUCTION: The aim of this study was to investigate the feasibility of laparoscopic cholecystectomy (LC) with safe perioperative measures in patients with cardiac arrhythmia due to various heart diseases who had a cardiovascular implantable electronic device (CIED).
METHODS: Cases of patients with a CIED and who underwent LC between January 2012 and December 2016 were retrospectively evaluated. The demographic data and the clinical, and perioperative results of the patients were analyzed.
RESULTS: A total of 467 patients underwent LC at Kartal Koşuyolu Higher Specialty Training and Research Hospital’s Gastroenterology Clinic between January 2012 and December 2016. Eight (0.017%) patients had a CIED. One (12.5%) of these patients was male, and 7 (87.5%) were female. The mean age of the patients was 53.2 years (range: 28–82 years). All of the patients were taken into surgery as a result of symptomatic cholelithiasis. Five patients had a dual-chamber rate-modulated pacing pacemaker, while 3 patients had an implantable cardioverter/defibrillator. No unexpected cardiac complications were seen in the perioperative period in any of the patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of this study suggest that LC can safely be performed in patients with a CIED at experienced centers with the appropriate perioperative management.

5.Simultaneous use of gastroscopy and laparoscopy for resection of gastrointestinal stromal tumors
Hüseyin Çiyiltepe, Ebubekir Gündeş, Durmuş Ali Çetin, Ulaş Aday, Aziz Serkan Senger, Selçuk Gülmez, Mustafa Duman
doi: 10.14744/less.2018.30074  Pages 18 - 22
GİRİŞ ve AMAÇ: Gastrointestinal stromal tümörler (GİST) Cajal hücrelerinden köken alan nadir görülen mezenkimal tümörlerdir. Günümüzde minimal invaziv tekniklerin yaygın olarak kullanılmaya başlanması ile GİST cerrahisinde laparoskopik cerrahi ön plana çıkmıştır. Laparoskopik mide kama rezeksiyon (LMKR) ile eş zamanlı intraoperatif gastroskopi yapılması cerrahı rahatlatan bir tekniktir.
Bu çalışmada kliniğimizde uygun GİST vakalarında laparoskopik rezeksiyon ile eş zamanlı gastroskopi uyguladığımız vakaları sunmayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2014-Aralık 2015 tarihleri arasında Kartal Koşutolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Kliniğinde GİST nedeniyle LMKR ile eş zamanlı intraoperatif gastroskopi yapılan hastaların dosya kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Ocak 2014-Aralık 2015 tarihleri arasında 12 hastaya LMKR ile eş zamanlı intraoperatif gastroskopi yapıldı. Tümörlerin endoskopik ve radyolojik yerleşimleri incelendiğinde 7 hastada mide 1/3 üst kısımda, 3 hastada 1/3 orta kısımda, 2 hastada ise 1/3 alt kısımda idi.
Ortanca tümör boyutu 4.4 cm (2.7-6.3 cm), çıkarılan mide wedge rezeksiyon piyesi ise 6.7 cm (4.5-9 cm) idi. Fletcher risk sınıflandırmasına göre 7 hasta düşük risk, 5 hasta ise orta risk gubundaydı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: GİST’lere LMKR prosedürü ileri laparoskopik cerrahi deneyimi olan merkezlerde güvenilir ve uygulanabilir bir yöntemdir. Eş zamanlı gastroskopinin avantajları tümörün lokalizasyonunun belirlenmesi, tümörün negatif cerrahi sınırlar ile stenoz gelişmeden çıkarıldığının verifiye edilmesi ve stapler hattından kanama veya kaçakların eş zamanlı değerlendirilmesini sağlamaktır
INTRODUCTION: Gastrointestinal stromal tumors (GIST) are rarely seen mesenchymal tumors originating from interstitial cells of Cajal. Today, with the wide use of minimally invasive techniques, laparoscopic surgery has come to the forefront in GIST surgery. The simultaneous use of laparoscopic gastric wedge resection (LGWR) and intraoperative gastroscopy is a surgical technique that relieves the surgeon. This article presents cases in which simultaneous intraoperative gastroscopic observations and LGWR were performed in appropriate GIST cases in one clinic.
METHODS: The data of patients who underwent intraoperative gastroscopy and LGWR simultaneously due to GIST at the Kartal Koşuyolu High Specialty Training and Research Hospital between January 2014 and December 2015 were evaluated retrospectively.
RESULTS: Between January 2014 and December 2015, 12 patients underwent intraoperative gastroscopy and LGWR simultaneously. When the endoscopic and radiological localizations of the tumors were examined, they were in the upper part in 7 patients, the middle part in 3 patients, and the lower part in 2 patients. The median tumor size was 4.4 cm (range: 2.7–6.3 cm) and the size of the resected stomach material was 6.7 cm (range: 4.5–9 cm). According to the Fletcher risk classification, 7 patients were among the low risk group and 5 patients were considered to be in the moderate risk group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The LGWR procedure for GIST is a reliable and feasible method for centers with advanced laparoscopic surgery experience. The advantages of simultaneous gastroscopy include determining tumor localization, verifying removal of the tumor with negative surgical margins before the development of stenosis, and providing simultaneous evaluation of bleeding or leakage from the stapler line.

TECHNICAL NOTE
6.Obtaining a hook from a disposable laparoscopic suction/irrigation system
Burhan Hakan Kanat, Abdullah Böyük, Mustafa Girgin, Yavuz Selim Ilhan, Ferhat Çay, Ibrahim Erdemay
doi: 10.14744/less.2018.47965  Pages 23 - 25
Laparoskopik aletler üretilirken ya çok kullanımlık ya da tek kullanımlık olarak yapılmaktadır. “Reusable” malzeme yani tekrar kullanılabilen malzemeler; İlk alındığında alım maliyeti yüksek olsa da tekrar kullanılabilir olduğundan nihayetinde maliyetleri düşüktür. Bu aletler uygun dezenfeksiyon ve sterilizasyon işlemlerine dayanıklı olduğu için farklı hastalar arasında kullanılabilirler. Tek kullanımlık yani “disposable” malzemeler ise steril edilmiş olarak kullanıma sunulurlar ve bu malzemelerin tekrar kullanılması önermezler. Bu da önemli bir mali yük getirmektedir. Bu nedenle tek kullanımlık aletlerin mali kaygılar nedeniyle tekrar kullanıldığı bilinmektedir. Bu çalışmada tek kullanımlık bir aletten yeni bir alet çıkararak kısmen de olsa maliyeti azaltabileceğimizi düşünmekteyiz. En azından tek kullanımlık bir aletin üretimine uygun olarak kullanılmasını sağlamak ve sonrasında atılmadan önce bir takım işlemler yaparak başka bir alet oluşturup mali açıdan kuruma katkı sağlayabileceğini umut ediyoruz.
Laparoscopic instruments are made to be either multi-use or disposable. Though the initial cost of reusable items is high, over time they become cost effective. These devices can be used on successive patients because they are reprocessed with appropriate disinfection and sterilization. Single-use disposable materials are sterile. They are not recommended for reuse. However, it is known that disposable devices are reused due to the financial concerns. In this study, a proposal is presented that could reduce some of the cost by taking a new tool from a disposable tool. It should be used in accordance with the production of a disposable device. It is hoped that creating another device from an existing one before disposal will be a financially friendly contribution to the institution.

CASE REPORT
7.Laparoscopic excision of a jejunal mesenteric pseudocyst: Report of a case
Aman Gapbarov, Jülide Sağıroğlu, Nesrin Gündüz, Rabia Burçin Girgin, Gözde Kır, Orhan Alimoğlu
doi: 10.14744/less.2018.48569  Pages 26 - 28
Mesenteric pseudocysts are benign lesions with an unknown etiology. They can present with a moving mass in the abdomen, abdominal pain, or even acute abdomen. Gastrointestinal stromal tumors, mucinous cystadenoma, lymphangioma, endometriosis, mesenteric panniculitis, hydatid cyst, dermoid cyst, and peritoneal cyst should be considered in the differential diagnosis. A 50-year-old female with hypertension and diabetes mellitus presented at the emergency room with intermittent abdominal pain. Contrast-enhanced magnetic resonance imaging revealed a cystic mass 5 cm in size in the left abdominal region. Laparoscopic exploration was performed and the mass was observed to the right of the ligament of Treitz above the jejunal mesentery. The mass was excised laparoscopically. Analysis of a frozen section indicated benign lesions. The patient was discharged on the second postoperative day without any complications. There were no problems observed at the 6-month follow-up. Mesenteric pseudocysts are usually benign lesions and can be excised laparoscopically.

8.Laparoscopic total gastrectomy and lymphadenectomy for remnant gastric cancer treatment
Adem Yüksel, Murat Coşkun, Fatih Sümer
doi: 10.14744/less.2018.59454  Pages 29 - 32
Surgery is the basis of treatment for remnant gastric cancer (RGC). The surgery consists of gastrectomy with meticulous lymphadenectomy. Gastrectomy and lymphadenectomy can be performed with minimally invasive surgical techniques. However, RGC surgery can be challenging in cases where changes occur following an earlier operation. The current report is a description of the surgical results of laparoscopic total gastrectomy and lymphadenectomy performed for a patient with a history of subtotal gastrectomy for gastric ulcer 19 years earlier who had cancer develop in the remnant stomach. The data regarding laparoscopic surgery for RGC is limited to case series. In the current study, a laparoscopic technique for RGC is presented in the context of a discussion of the key points of surgery.

9.The first two laparoscopic pancreaticoduodenectomy cases in the eastern Black Sea region
Servet Karagül, Oktay Karaköse
doi: 10.14744/less.2018.42714  Pages 33 - 36
Laparoskopik pankreatikoduodenektomi, açık pankreatikoduodenektomi ile karşılaştırıldığında benzer onkolojik sonuçlara sahiptir. Minimal invazif bir cerrahi olarak kan kaybı, hastanede kalış süresi ve yara yeri komplikasyonları açısından daha avantajlıdır. Burada, laparoskopik Whipple prosedürü ile tedavi ettiğimiz 84 yaşında ampulla Vater tümörü olan bir erkek hasta ile 74 yaşında distal koledok kanseri olan bir kadın hastayı sunduk. Her iki ameliyat da başarı ile gerçekleştirildi. Yüksek sayıda pankreas cerrahisi ve ileri laparoskopik işlemler yapılan merkezlerde, uygun tekniklerle laparoskopik pankreatikoduodenektomi başarılı bir şekilde uygulanabilir.
Laparoscopic pancreaticoduodenectomy has similar oncological outcomes to open pancreaticoduodenectomy. As minimally invasive surgery, a laparoscopic procedure is more advantageous in terms of blood loss, the length of hospital stay, and the occurrence of wound site complications. Presently described are 2 cases: an 84-year-old man with a tumor in the ampulla of Vater and a 74-year-old woman with distal bile duct cancer. Both were successfully treated with a laparoscopic Whipple procedure. In centers that perform a high volume of pancreatic surgery and advanced laparoscopic procedures, this surgery can be performed successfully using the appropriate techniques.

10.Robotic choledocal cyst resection and hepaticojejunostomy in a case with an aberrant hepatic artery coursing over the gall bladder
Yaşar Subutay Peker, Murat Urkan, Muharrem Öztaş, Mehmet Fatih Can, Mehmet Ali Gülçelik
doi: 10.14744/less.2018.74745  Pages 37 - 40
Batı toplumlarında safra yolu kistleri sıklığı 1/100.000-150.000’dir. Safra ağacı kistlerinin patofizyolojisi, anormal pankreatikobiliyer kavşağın bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Cerrahi, safra ağaçları kistleri için tercih edilen tedavi olmasına rağmen kistin cerrahi rezeksiyonu malignite riskini ortadan kaldırmaz ancak azaltır. Ameliyatın asıl amacı kistin tam rezeksiyonu ve safra ağacının yeniden yapılandırılmasıdır. Prosedürün karmaşıklığına ek olarak, safra ağacının ve hepatik hilus lüminal yapılarının ortak varyasyonu cerrahiyi daha zor hale getirir. Bu yazıda, kliniğimize Todani sınıf 1 koledok kisti olan ve peptik ülser perforasyonu hikayesi bulunan 46 yaşında erkek hastayla ilgili tecrübelerimizi sunduk. Hastanın ileri değerlendirilmesinde 6 x 4 cm boyutlarında koledok kistini teyit ettik. Kist koledok ve safra kesesi ile blok olarak robotik cerrahi rezeksiyonu sonrasında hepatikojejunostomi ile safra ağacının rekonstrüksiyonu ile sağlandı. Safra kesesi diseksiyonu esnasında, Calot üçgeninde luminal bir yapı görüldü ve yapının safra kesesi anteromediali üzerinde seyrederek safra kesesi fundusu seviyesine karaciğere giren aberran sol hepatik arter olduğu anlaşıldı. Sol hepatik arter korunarak cerrahi tamamlandı. Sonuç olarak, koledok kist rezeksiyonu için minimal invaziv yaklaşım, hem hepatik arter sistemi hem de safra yollarında sık görülen varyasyonlar nedeniyle deneyimli merkezlerde uygulanmalıdır.
The incidence of cysts of the biliary system is approximately 1 in 100,000 to 150,000 in Western populations. The pathophysiology of biliary tree cysts is believed to be a result of an anomalous pancreaticobiliary junction. Although surgery is the preferred treatment for biliary tree cysts, surgical resection of the cyst does not eliminate the risk of malignancy, but rather it reduces the risk. The main goal of surgery is complete resection of the cyst and reconstruction of the biliary tree. In addition to the complexity of the procedure, variations of the biliary tree and the hepatic hilum luminal structures make the surgery more difficult for the surgeon. In this report, the case of a 46-year-old male patient is described. He presented at the clinic with a previously diagnosed choledocal cyst of Todani class 1 and a history of peptic ulcer perforation surgery. Further evaluation verified a choledocal cyst measuring 6x4 cm. Robotic complete surgical resection of the cyst and reconstruction of the biliary tree with hepaticojejunostomy was performed. During the bladder dissection, a luminal structure localized near Calot’s triangle was observed and determined to be the left hepatic artery coursing over the anteromedial gall bladder and entering the liver at the level of the bladder fundus. The cyst and gall bladder were dissected while preserving the left hepatic artery. In conclusion, a minimally invasive approach for choledocal cyst resection should be performed at experienced centers because of frequent variations in both the hepatic arterial system and the biliary tract.

LETTER TO THE EDITOR
11.A rare esophagus damage reason; Ulcerative esophagitis due to usage of doxycycline
Durmuş Ali Çetin, Mehmet Patmano, Tufan Gümüş
doi: 10.14744/less.2018.48030  Pages 41 - 42
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale